Nazım Hikmet Yaşıyor Hala

GÖLGE  ETME…

NAZIM HİKMET’İN SİNEMASI

Bu yıl elli yedinci ölüm yıl dönümüyle andığımız büyük şairin roman, fıkra,tiyatro dallarında birçok eseri olduğunu bilinmektedir. Bununla birlikte, hapishanede tanıştığı Balaban’dan ötürü ayrıca ressam bir yönü olduğu ise pek bilinmiyor. Tüm bu sanat dallarındaki yeteneklerinin yanı sıra ben size bu yazımda, Nazım Hikmet’in sinema sanatı hakkındaki yeteneğinden; Türk sinemasına katkılarından bahsedeceğim.

Nazım Hikmet’in sinemaya katkılarının başlangıcını, tiyatro ve sinema çekimlerini birleştirmesi olarak kabul edebiliriz. 1924 yılında “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” romanını yazarken, Nikolay Ek ile beraber Moskova’da METLA (Çalı Süpürgesi) tiyatrosunu kurarlar. Nikolay Ek ile birlikte yazdığı “Kirpikçi” ve “Kabahat Kimde?” adlı revü de ilk defa sinema ve tiyatro birleşir. Dış sahneler, revü de sinema ile sahne perdesine yansıtılır.

Türkiye’de ise Nazım Hikmet’in sinema serüveni Muhsin Ertuğrul’la başlar. Muhsin Bey başında bulunduğu Darülbedayi aracılığıyla şairin oyunlarını sahneleyerek, ona başka yan işler de sağlar ve sıkıntılı yaşamına destek olur. Nazım, 1930’lu yıllardan başlayarak, dönemin tek sinema yönetmeni olan Muhsin Ertuğrul’un yönettiği: “Karım Beni Aldatırsa”, “Fena Yol”, “Söz Bir Allah Bir”, “Naşit Dolandırıcı”, “Cici Berber”(1933), “Milyon Avcıları”, “Aysel Bataklı Damın Kızı”, “Leblebici Horhor Ağa”(1934), “Tosun Paşa”(1939), “Şehvet Kurbanı”(1940), “Kahveci Güzeli”(1941), “Kıskanç”(1942), “Kızılırmak Karakoyun”(1946) isimli on üç filmin senaryolarını yazmıştır. Bu senaryoların bir bölümü yabancı tiyatro eseri ve operetlerden uyarlamadır.

Nazım’ın sinemaya katkısı senaryo ile sınırlı kalmamıştır. Kendisi aynı zamanda bu filmlerde yönetmen yardımcılığını da üstlenmiştir. Kahveci Güzeli’nde: İhsan Koza, Kızılırmak Karakoyun’da: Ercüment Er, diğerlerinde ise: Mümtaz Osman takma adını kullanır.

Bir dönem de İhsan ve Osman İpekçi kardeşlere ait İpek Film Stüdyosu’nda Muhsin Bey’le düğün gecesi, “Kanlı Nigar” adlı kısa öykülü filmler ile “İstanbul Senfonisi” ve “Bursa Senfonisi” adlı iki belgesel film çekerek yönetmenliği deneyen Şair Nazım, ilk uzun metrajlı filmini ise yine bu stüdyoda çekmiştir.

1937’de İhsan İpekçi ile birlikte, Türk sinemasını geliştirme ideali doğrultusunda “Güneşe Doğru” adlı filmini çekmeye girişir. Mütareke yıllarında belleğini yitiren bir gencin hayal dünyası üzerine kurulan film, başarısız olur. Nejat Özen filmi soğuk, yapmacık, gerçek dışı olarak niteler. Filmin baş oyuncuları dönemin ünlü aktörü, dublaj sanatçısı Ferdi Tayfur ve tanınmamış bir genç kız olan Mediha Baran’dır.

Büyük şair bu dönemde İhsan Koza adıyla “Senede Bir Gün”, “İstiklal Madalyası”, “Üçüncü Selim’in Gözdesi”, “Lale Devri”, “Barbaros Hayrettin Paşa”, “Balıkçı Güzeli”, “Bin İkinci Gece” filmlerinin senaryolarını yazarak sinemaya olan katkılarını sürdürür. Bu filmlerin yönetmenliğini ise Ferdi Tayfur, Vedat Ar, Baha Gelenbevi yapmıştır.

Nazım’a dair en çok bilinen ve sevilen tiyatro eseri olan “Ferhat ile Şirin” filme çekilmiştir. Nazım’ın sinemaya uyarlanan bir diğer eseri ise Başar Sabuncu’nun 1994’te çektiği “Yolcu” filmidir. “Lüküs Hayat” adlı operetin sözlerinin de Nazım Hikmet tarafından yazıldığı bilinir. Ancak, nedense broşür ve afişte onun ismine yer verilmez.

Nazım Hikmet, senaryo yazarlığı, yönetmen ve yönetmen yardımcılığı gibi işlerin dışında filmlere diyalog yazıp filmlerin altyazı çevirilerini yapar. Şair, İpek Film Stüdyosu’nda çalıştığı sıralarda filmlerin seslendirme yönetmenliğini üstlenir. Zamanın ünlü seslendirme sanatçıları Adalet Cimcöz ve Ferdi Tayfur’la birlikte seslendirmelere katılır. Büyük şairin tüm bunların ötesindeki Türk sinemasına özel katkısı; yine İpek Film Stüdyoları’nda çalışırken dublaj dünyasında bugün “Kaşe” olarak adlandırılan sistemi öneren kişi olmasıdır.

Nazım Hikmet’in Türk Sinemasına diğer bir hizmeti, gazete ve dergilerde sinema sanatı ile ilgili yazılar yazmasıyla gerçekleşmiştir. Ne yazık ki; ülkemizde sinema tarihi ve araştırmaları konularında pek fazla eser bulunmamaktadır. Fakat sinemaya katkısı olanların arasında isminden çekindikleri ve korktukları için mi bilinmez, Nazım’ın adı nedense hiç geçmez. Ancak biz tüm bu bilgiler ışığında biliyoruz ki; Türk sineması Nazım Hikmet Ran’a hizmetlerinden ötürü çok şey borçludur.

Kirpi Dergisi / İhsan USTAOĞLU